HAYAT BOYU İLETİŞİM YAZI DİZİSİ – 4

Çocuk İnsan Mıdır?

Bu nasıl bir soru böyle! Elbette insandır, karşılığı gelmiştir sanıyorum hemen.

Peki daha ileri gidelim, siz çocukken insan mıydınız? Yani insan yerine kondunuz mu?

Anne babaların ve de öğretmenlerin (özellikle bu iki grup) kesinlikle iyi niyetle yaptıkları ama ruhsal dünyamızı çok yaralayıcı şeyler üzerine bugünkü yazımız.

Ailede, çarşıda, pazarda, misafirlikte, okulda vs. dünyayı çocuğun gözünden görebilen yetişkinlerle çevrili bir ortamda büyüyen şanslı azınlık içinde olanlardan mıydınız? Yoksa maalesef ülkemizin neredeyse tamamını kapsayan, duygunun değerinin olmadığı kültür ortamında mı var olma çabası verdiniz?

Okulda öğretmenin, “sus, otur, cevap verme, geç yerine, yine yapmamışsın ödevini, tembel, beceriksiz…” ailede anne-babanın “sus, çok konuşuyorsun, bu tabak bitecek, ayıp, sokaktan eve girmiyorsun, laf yetiştirme…” sokakta akranların “çelimsiz, şişko, dört göz, üflesem uçacak, yalaka…” bu ve benzeri hitaplar ile dolu bir ortam muhakkak hepinize en az bir kere denk gelmiştir. Burada çocuğun adı yok. Neden konuşmak istedi, ne anlatmak istedi, onun için önemli olan şey neydi, neden çok yedi, neden az yedi, neden arkadaşlarıyla vakit geçirmeye doyamıyor, neden kıyafetlerini çıkarıp koşturuyor, neden böcekleri eve topluyor, neden hayvanlarla toprakta yuvarlanıyor, neden bilgisayar başından asla kalkmıyor… bunları ‘anlamaya değer’ bulan bir yetişkin olmayınca etrafta, sorunlar sindirme, tehdit ve yok sayarak çözülmeye çalışılır. 

Korku Kültürü

Korku kültürünün hakim olduğu toplumlarda, saygı, gücü elinde bulunduranlara gösterilir. Daha çok parası olan, daha otoriter, daha çok sesi çıkan, fiziksel olarak daha güçlü kimse onların istek ve arzuları yerine getirilir. Onlara ağam, paşam denilerek el pençe divan durulur. Onlara hürmet edilir. Sözlerine değer verilir. Burada bir önyargı oluşmasın. Eğitim seviyesi ve sosyoekonomik seviyesi ne olursa olsun durum aynıdır; “Saygı” gösterilen şey “güç”tür. Para, pul, sosyal statü, unvanlar, marka giyinmek, marka eşyalar kullanmak, hatta daha kaslı olmak bile güçlü olmayı gösteren unsurlardır. İş yerinde patron amire, amir de işçiye statüsünü kullanarak baskı oluşturur; işçi eşine veya çocuğuna ve dahası çocuk da akranlarına, onlara gücü yetmiyorsa hayvanlara, oyuncaklarına vs. Üniversitede profesörler asistanlara, öğrencilere; okulda müdür öğretmenlere, hatta mahallede evli hanımlar bekar kızlara, çocuklu olanlar çocuğu olmayanlara, genç kuvvetli olanlar zayıf ve güçsüz olanlara; özellikle çocuklar, yaşlılar ve kadınlara sürekli bir güç gösterisi üzerinden davranışlar kontrol edilme çabasındadır. Ne dedik, korku kültürünün hakim olması. Korkutarak ve gücü elinde bulundurarak diğerlerinin davranışlarını sınırlamak üzerine kurulu bu sistem. Gücü yeten yetene.

Neden korkutarak davranışlar kontrol altında tutuluyor çünkü kendini ‘değersiz ve yetersiz’ gören insanlar ilkel “korku” mekanizmasını kullanarak kendilerini korumaya çalışırlar. Korkutursan, korktuğun şeyden korunursun yanlış algısı içerisinde. Kendi değerinin bilincinde olan kimselerin ise böyle ucuz numaralara ihtiyacı yoktur, onlar yaratılanı severler Yaradan’dan ötürü. Şimdi değerlendirin, içinde yaşadığımız toplum korku kültürünün hakim olduğu bir kültür müdür?

Allah’a inanan bir toplum olarak iliklerimize kadar işlemiş güç figürlerimiz ne kadar zavallı… Para, pul, makam, statü, bilgi, kaslar, elalem ne der vs. Belki de gizli şirk burada!

Konumuza dönecek olursak, çocuğun böyle bir korku kültür ortamı içerisinde insan sayılması muhtemel mi sizce? Çocuğun ne gücü var ki…

Size bir sır vereyim mi? Aslında biz psikologların çocuklarla çalışırken çoğunlukla yaptığımız tek şey var, “onları anlamak”; çocuk neyi neden yapar’ı anlayınca ve aile yapısına en uygun çözümü geliştirmelerine yardımcı olunca, sorunlar kısa sürede çözülüyor. Yapılan iş çok basit. Ya yapmaya cesaret edilemiyor yetişkinler tarafından ya da nasıl yapılacağı bilinmediği için uzmanların kapıları aşındırılıyor.

Anlamaya değer bulmak ne demek, çocuğun gözünden dünyayı görmek ne demek, sorunların çözümü böyle basitse söyle hoca hanım da benim çocuğumun meselesini ben çözeyim, doktor, psikolog değil, diyor olabilirsiniz. Ve bence çok da haklısınız. Çünkü bir çocuğun duygu dünyasının içine bağ kurabileceği insanlar dikkatle seçilerek alınmalı, uzman dahi olsa.

Çözüm için önce içinde bulunduğumuz toplumun değer yapılarını anlamalı, tabii içinden sıyrılabildiğiniz ölçüde çünkü siz de korku kültürüyle yetiştiniz. Ardından çocuğun sizi iyileştirmesine, sizin de ona rehberlik etmenize izin vermelisiniz.

Duygu ve hislerin değer kabul edilmediği, güçlü olmak için duygusuz ve gaddar olmanın gerektiği aşılanırken bir taraftan, aman sizin çocuğunuz yanağına kelebek konduğunda ne hissetti, hayatında ilk defa kardan adam yapmanın coşkusunu size nasıl gösterdi, anne bak anne bak ne kadar kocaman diye evin ortasına böcek getirdiğinde onun heyecanına nasıl ortak oldunuz, baba gördün mü dev gibi gemiler var diye hayatı anlamaya çalışırken onun için en önemli olaylara sizi şahit tutmasına kayıtsız kalmama çabanız, eminim çok zorlayıcı. Ama takdire şayan. Onun var olma serüvenine şahitsiniz ve güce değil var olmaya saygı duyuyorsunuz.

Oyun Çok Ciddi Bir İştir

Genel bilginizin aksine çocuk için oyun çok ciddi bir iştir. Hatta çocuklar oyun oynamazlar. Biz yetişkinlerin adına oyun dediği yöntemlerle hayatı anlama, anlamlandırmaya çalışırlar, tüm bunları yaparken yeniden yeniden yeniden denerler, doğuştan getirdikleri yetenekleri ile sizden çevreden aldıkları doğrultusunda, vicdanlarını geliştirerek var olmaya çalışırlar.

Yalnızlık Öldürüyor

Duyguları, hisleri önemsenmeyen biri yapayalnızdır. Hele ki bir çocuksa bu eyvah… Bu yalnızlığı nasıl aşacağını da bilemez. İnsanoğlu sadece fiziksel bedenden oluşmaz, korku kültürünüz için anlamsız olsa da duygular çok mühim. Ve yalnızlık insanı ölüme sürükler. Bilgisayar başında, online dünyada yalnızlığa itilmiş çocuklarımızı acaba ölüme mi terk ediyoruz? Bir sonraki yazımızda anne babalardan en çok gelen şikayet, teknoloji bağımlılığı, üzerine konuşacağız. Selametle…

HAYAT BOYU İLETİŞİM YAZI DİZİSİ – 3

Kendinle İletişim’e Giden Yolda Çocuk

Değerler meselesini etraflıca ele aldıktan sonra bu yazımızda iletişimin diğer temel meselelerine değineceğim. Daha çok kişinin kendiyle iletişimi üzerine bir sohbet olacak.

En önce birey olarak ve ardından aile olarak “değerlerinizin” ne olduğuna artık karar verdiğinizi varsayıyorum. Her iletişimimizde değerlerimiz referans noktamızdır. Elbette bugüne kadar sizin için önemli olan, uygulamaya da çalıştığınız değerleriniz vardı. Ama şu noktada, bunların neler olduğuna bir kez daha ‘şuurlu’ bakalım. Çünkü çocuk yetiştirme, çocukla iletişim ve hatta toplumu inşa süreci tesadüfen olmamalı. Hayat ciddiye alınması gereken bir oyun; bu oyundaki en değerli varlık insan, elden geldiğince ne yaptığının ve neyi niçin yaptığının bilincinde olmalı insan.

İletişim tek yönlü müdür?

Çocukla iletişim halinde olan özellikle anne-babalar, öğretmenler ve diğer meslek grupları, eğer buyurgan bir tavır sergilemiyorlarsa çocukların aslında kendilerini nasıl şekillendirdiklerinin farkındadırlar. İletişim genel doğası gereği zaten tek yönlü değildir. Ancak çocuklara aktarım yaparken çoğunlukla bunun tek taraflı olduğuna dair yanlış bir kanıya kapılıyoruz. Esasen biz çocuklarımızı şekillendirirken onlar da bizi şekillendiriyor.

Ye, iç, üstünü giy, banyonu yap, sınavına çalış ya da bunu senin yerine ben yapayım… Karşımızdaki insanın ‘çocuk’ olmasından dolayı bir iradesi olduğunu mu yok sayıyoruz? Saygıdeğer bir varlık olan insana çocukken de saygı duyulması gerekmez mi?

Yine hassas konulardayız! Çünkü ‘çocuğa saygı duyulmalı’ kavramını hiç umursamayan, annemiz babamız bizi dövdü de kötü adam mı olduk, ne saygısıymış, diyen bir uç grup olduğu gibi tam tersi çocuğunun ağzından çıkana emir kabul eden, çocuğunu kendine efendi edinmiş başka bir uç da var. Hatta psikoloji ile ilgilenmeye başladıkça, söylediği her sözü eyvah çocuğumun psikolojisini mi bozdum, ona travma yaptırır mıyım diye telaşla kılı kırk yaran diğer bir grup da var. Bu saydığımız 3 yaklaşım da yanlış ve durumu çözümsüz bırakır. Annemin babamın yaptığı yanlışları ben çocuğuma yapmayacağım derken tam olarak aynı hatalara düşmek mümkün.

Peki ne yapmalı?

Tüm yazılarımızda bunu aşama aşama anlatmaya çalışıyorum. Kilit kavram sabır. Çocukla ve çocuk yetiştirme süreciyle aslında önce kendimizin farkına varıp kendimizi nasıl yetiştireceğimizi ve bu akışta kendiliğinden çocuklarımızı en güzel şekilde nasıl yetiştireceğimizi öğreniyoruz.

Yeri gelmişken size önemsediğim şöyle bir izah yapayım. Psikolojide insanın temelde iki yaşamı olduğu kabul edilir;

  1. Çocuk ve ergenlik
  2. Yetişkinlik.

Çocuklukta kişiye nasıl bir çevre, nasıl bir aile ortamı sunulduysa, nasıl bir ekonomik koşul vardıysa, ne kadar şefkatli bir öğretmene denk gelindiyse, nasıl hastalıklara ya da fiziksel özelliklere sahiptiyse, çocuk tüm bunlarla yaşamak zorundadır. Çocuğun itiraz etmeye, hayır sizi istemiyorum deyip evi terk etmeye, başka bir yaşam kurabilmeye, takdir edersiniz ki ne yeterince yaşam tecrübesi, ne de kabiliyeti vardır. Ergenlikte de bu biraz daha isyanlarla kendini gösterse de aslında hala dünyayı anlamaya yetecek yeterince maddi manevi birikimi yoktur. Yani çocukken size ne sunulduysa onu yaşamak durumundaydınız. Yetişkinlikte ise artık size sunulanı yaşamak zorunda değilsiniz. Yetkiler ve sorumluluklar vardır, paranı kazanmalısın, faturalarını ödemelisin, ev kurmalısın, hayatının anlamını bulmalısın…

Tüm bu geçiş ise, ergenlikten yetişkinliğe maalesef genelde bıçak gibidir. Yani yetki ve sorumluluk kavramlarını öğrenmemiş, deneyimlememiş çocuk bir anda yetişkin oluverir. Kimileri için oldukça ürkütücü.

Gözlem, gözlem, gözlem… Örneğin çocuklukta büyüme hevesiyle hep yaşından büyük davranışları denemiş ve bastırılmış sonunda da vazgeçmiş bir çocuk, evet şimdi yetişkinsin, sorumluluğunu alarak istediğini yapabilirsin dendiğinde bocalayacaktır. Her şey önüne altına tepside sunulan günümüz çocuklarının en ileri seviyede sadece akademide bir noktaya gelip kendi karnını dahi doyuramıyor olması ya da kaç yaşına gelmiş, kaç okul bitirmişse de hala çalışma hayatına girmiyor olması gibi. Öte taraftan, çocukluğunu yaşama kendisi için lüks olan, ağır sorumluluklar çocuk omzuna yüklenenler de hep yarım kalmışlık hissini yaşayabilir.

Burada olana isyan etmeden önce farkında olmak ve gerçeği kabullenmek gerekir. İsyan insanı kör eder. Kendine kör olan insan, kendi olabilir mi? “Ama siz benim ne acılar yaşadığımı bilmiyorsunuz.” evet psikolog olsak bile bilmiyoruz önemli konu da bu değil zaten. Yaşanmış acıların gür sesle haykırılması, egonun güçlü ve sağlıksız savunma mekanizmalarıdır. Gerçekten dibe vurduysan yukarı çıkmaktan başka yol yoktur. Anne babanın, çevrenin, sana yaptıkları yüzünden yaşanmamışlık, hakettiğini alamamışlık, hayata yabancı kalma, hep mağdur olma hissinin kişiye en ufak bir yararı olabilir mi? Aksine derin üzüntüye, depresyona, bencilliğe, kalitesiz ilişkilere sürükler. Tüm bunlar yetersizlik hissi canavarını besler, yetersiz-değersiz hissettikçe daha kötü ilişkiler kurmaya, yani bir kısır döngüye girer.

Madem şu an yetişkinsiniz, demek ki hayatınızın kontrolü sizde. Öyleyse çocukken yapamadığınızı işte şimdi yapabilirsiniz, aldığınız zararları iyileştirme imkanı sizde. Hala yapmıyorsanız sızlanmanın pek bir faydası yok. Tefekkürle, sevgiyle, en önemlisi sabırla sarılır yaralar. Ve insan aldığı yaralarından tam o noktalardan hayata güzellikler sundukça iyileşmeye başlar.

Çocukla ilişki iyileştirir

“Kendine saygı duyan”, kendinin farkında olan bir insan; yani kalın duvarlı, katı, sert savunma mekanizmalarına gerek duymayan, bir çocuktan bilinçli bir saldırı gelmeyeceğinin farkında olan bir insan çocukla vakit geçirmekten manevi keyif duyar. Dünyayı o çocuğun gözünden yeniden keşfeder. Bol bol tefekkür imkanı sağlar çocukla birliktelik anları. Anne baba olarak, onlara bir eğitim verdiğimizi düşünürken aslında okumayı bilene bir öğretici olarak gönderildiklerini hissedebiliriz.

Peki siz ne durumdasınız? Kendinizi test etmek ister misiniz? Mümkünse ilkokul çağında ve daha küçük yaşlarda, bir veya birkaç çocukla vakit geçirmeyi deneyin.

  • En az 50 dk-1 saatlik bir süreyi tamamlayamıyorsanız,
  • yaklaşık 5-10 dk sonra ne yapacağınızı bilemeyip sıkılıyorsanız,
  • çocuğu telefon, tablet, vs benzeri araçlara yönlendiriyorsanız,
  • çocuğun oyununa devamlı müdahale edip, katı kurallar hatta oyunbozanlık yapıyorsanız,
  • çocuğu dinlemeden sürekli nasihat eder durumdaysanız,
  • güya sevginizi göstermek için çocuk rahatsız olduğunu söylemesine rağmen onu sıkıştırıyorsanız,
  • dalga geçip, lakap takıp, ‘seni çöp kovasında bulduk’ tarzında berbat şakalarınız varsa vb.

Maalesef sağlıklı bir yetişkin değilsiniz. Muhtemelen aile içi ilişkilerinizde, yakın çevrenizle problemler yaşıyor ve bunların üstünü kapamaya alışmış durumdasınız. Ya kimseye zarar vermemek için kimseyle yakın ilişki kurmayıp kendini yalnızlığa hapsetmiş ki bu insanlar iş dünyasında çok başarılı bile olabilirler. Ya da ilişkide olduğu kişilere ne kadar büyük duygusal zararlar, manevi yaralar açtığının bilincinde olmayan bir insan olabilirsiniz. Bir diğer kategori ise çocukla vakit geçirmeye tahammül edemediğini kendine itiraf edebilen, kendini iyileştirmek isteyen, ruhsal gelişimi adına her türlü yola başvurmaktan çekinmeyenler. Ve onlar hala bu yazı dizisini dikkatle okuyor 🙂

HAYAT BOYU İLETİŞİM YAZI DİZİSİ – 2

yazı dizimiz devam ediyor…İpek Erdoğan hanımefendiye bizimle aynı duyguları paylaştığı için tekrar teşekkür ederim…

Ailenin Temel Değerleri

Geçen yazımızda güven ve varoluşa saygı üzerine bir giriş yapmıştık. Şimdi konuyu daha da açarak somut çözüm önerileri sunmak istiyorum.

Öncelikle çocuğunuz olmasa da bu yazı dizisini okumakta fayda var çünkü unutmayın siz de bir zamanlar çocuktunuz, belki hatırlamadığınız anıların bugünkü bilinçdışı izlerini hayatınızda yaşıyorsunuz. Ve ne iş yaparsanız, kaç yaşında olursanız olun hayatın bir alanında mutlaka çocuklarla temasınız var. Eğer içinde bulunduğumuz maddi-manevi sıkıntıları çözmek istiyorsak bunu toplumsal düzeyde yapmamız gerekir.

Evet hala iletişim meselesine direkt girmedik çünkü öncesinde kavramamız gereken bazı “temeller” var. Psikoloji bilimi oldukça kümülatif (birikimli) bir alan. Daha anlaşılır olması için maalesef lafı bazen uzatıp kavramları açma ihtiyacı duyulabiliyoruz. İyileşme süreci sabır ister.

Değerler eğitimi

Eğitimciyseniz değerler eğitimi kavramı size tanıdık gelecektir. Değerler sadece okulda mı verilir, niçin önemli onu konuşalım.

Birçok çift anne baba olma konusunda çekince duyar. Bu çiftleri, çocuğa nasıl eğitim vereceği, onu nasıl yetiştireceği endişeleri çocuk sahibi olmaktan alıkoyar. Çocuk sahibi anne babalar ise çocuklarını yetiştirmede kendilerini yetersiz hissediyor. Bu meselelerin ana nedenlerinden biri; aslında “bireylerin kendi değerlerini bilmemeleri”. Kişi henüz kendi değerlerinin ne olduğunu bilmiyor ki ailesinin değerlerinin ne olduğuna karar versin ve bu değerleri çocuklarına aktarsın.

Gözünde büyüttüğü çocuk eğitimi, mücadele, savaş gerektiren, katı kurallar, devamlı hırgür çıkan bir olgu değildir. Kişi kendini tanıma cesaretini gösterdikçe, insan davranışlarını ve nedenlerini öğrendikçe çocuk yetiştirmek keyifli bir hal alacaktır; meşakkati, yorgunluğu çok ama huzurlu ve iyileştiren, dönüştüren bir süreç.

Bireyin değerleri, ailenin değerleri ne ise toplumun değerleri de o olacaktır. Çocuğunuzla iletişim kurarken veya siz çocukken sizinle iletişim kurulduğunda, bazen bilinçli çoğu zaman farkında olmadan değerler eğitimi verilir. Hadi dedenin elini öp bakalım, yaşlılara saygı değeri, eve ayakkabını çıkar da gir, yaşadığın yeri temiz tutma değeri, paranı ihtiyacın olan şeylere harca, tutumlu olma değeri, ya doğruyu söyle ya da sus, dürüst olma değeri vs. Gelenek, görenek, örf, anane “değerlerimizin” nesiller boyu sürmesi için var. Tabii ki her değer işlevsel olmayabilir, bu konuya burada değinmeyeceğiz.

Temel bazı değerler ise her dönem işlevini korur; yaratılana saygı duymak, dürüst olmak, sevgi, yardımseverlik, adil olmak, güven, dürüstlük, hoşgörü, kanaatkarlık, alçak gönüllük, çalışkanlık, sabır vs. olmazsa olmaz özgüven.

Öncelikle birey olarak sizin için en önemli değerler nedir, bunu belirleyin. Geçen hafta son bölümde sorulan soruya verdiğiniz cevap size yardımcı olacaktır.

Ardından peki aile olarak sizin için olmazsa olmazınız hangi değerlerdir, bu değerlerden hangilerinin muhakkak çocuğunuza vermeniz gerektiğini düşünüyorsunuz, belirleyin. Eşinizle, güvendiğiniz insanlarla istişare edebilirsiniz. Her ailenin yapısı farklıdır, haliyle her ailenin temel değerleri de farklı olabilir. O yüzden genel geçer bir şey söylemek yerine sizin kendi aile değerlerinizi belirlemenizi önemsiyorum.

Düşünme ve istişare süreçlerini tamamladıktan sonra bir kağıda bizim ailemizin temel değerleri bunlar diye en az 4-5 maddelik bir liste hazırlayabilirsiniz. Yazmak önemli, lütfen ihmal etmeyin. İnsan zihninin çalışma prensibinde yazmak en etkili yöntem. Yazdığınız kağıdı isterseniz herkesin göreceği bir yere asabilir, süsleyebilir, odalara tek tek dağıtabilirsiniz. Ama en önemlisi aile değerlerinizi çocuklarınızla nasıl paylaşacağınıza karar vermeniz.

Anlattığınız hikayelerde, sohbetlerinizde,izlediğiniz dizi filmlerde, bizzat anılarınızda hep bu değerlere yer verebilirsiniz. Diyelim ki dürüstlük sizin ailenizi temel değerlerinden. Bunu aile toplantılarınızda, akşam yemeklerinde veya çocuklarınızı uykuya hazırlarken, eşinizle baş başa sohbette konuşuyordunuz ve bu ailedeki herkes tarafından bilenen bir değer. Öyleyse çocuğunuzun bir yalanını yakaladığınızda , ah evet seni yakaladım,  suçluyu yakalayan bir polis edası yani çocuğunuzu utandırmak ona sadece değersizlik duyguları yükler; utandırılan çocuk arsız olur, utanma duygusunu kaybeder. Yaş durumuna göre bu örnekte yapılması gerekenler değişecektir ancak öncelikle çocuğunuz bu yalanı söyleme gereğini neden duydu, bunu anlamalı. Ve sonra karşılıklı sohbet esnasında hikayelerden üzerinde en güzeli kendi çocukluk anılarınız üzerinden tekrar dürüstlük değerini verebilirsiniz. Burada önemli nokta lütfen kızgın, yorgun, tahammülünüz azken bu konuşmayı yapmayın. Çözüm yerine işleri daha çıkmaza götürebilirsiniz. Eğitim güven ortamında verilir. Huzurlu ve güven duyulan anda alınan her eğitim kalıcı olacaktır

 Unutmayın çocuğunuz hala eğitim sürecinde. Ona, bu iyi bunu yap, bu kötü bunu yapma dediğiniz bir şeyi tek seferde uygulamasını beklemeniz maalesef beyhude. Size şaşıracağınız bir bilgi; davranış eğitimi, açık bir zihinle ve uyumlu bir ilişkide ortalama 3 yılı bulabilir, sabırlı olmalı, tıpkı toprakla uğraşmak gibi, ağaç dikmek, meyve almak gibi değil mi 🙂

Ek olarak bu sabır çocuğunuza sunduğunuz bir lütuf değil. Çocuk yetiştirmede ilişki asla tek yönlü değildir; siz çocuğunuzu şekillendirirken o da sizi şekillendirir ve bazen tedavi eder.

Son olarak, birey olarak sizin bu hayattaki değerleriniz nedir?

NOT: Aile toplantısı nedir, nasıl yapılır detaylı anlatacağım. Çocuklar uykuya nasıl hazırlanır  ve çocukla en iyi iletişim kurma zamanları hangileri, bu konularda da çeşitli kolaylaştırıcı yönergeleri sizinle paylaşacağım.

Continue reading →

HAYAT BOYU İLETİŞİM YAZI DİZİSİ – 1

sevgili blog takipçilerimiz bu yazı dizimizi bizi kırmayarak yazan psikolog ipek Erdoğan a borçluyuz. şimdiden teşekkür ediyorum…..

GÜVEN- AiLE- ÇOCUK

Kendine güvenen bir çocuk yetiştirmek ister anne babalar. Peki siz çocuğunuza güveniyor musunuz?

Kendi kendine yetebilen, fikirlerini özgürce ifade edebilen, hayatta emin adımlarla ilerleyen bir çocuk yetiştirebilmek her anne babanın hayalidir.

Kendine güven; kendin olmaktan utanmamak yani “olduğun gibi kabul edildiğini” hissetmektir. İlk nerede olduğunuz gibi kabul edildiyseniz, o anı ve o kişiyi unutamazsınız. Kendine güvenen insan hayata güvenir. Hayata güvenen insan, hayatla ya da kaderle ve aslında  yaratıcısıyla boş mücadeleye girmez; ona bahşedilen hayatı müşahede eder. Her şeyde bir hayır var diyebilir, huzurla yaşamı hisseder. Kendi olmaktan utanmayan insan,  hem biricikliğini hem de diğer tüm yaratılanlardan biri olduğunun bilinciyle yaşama saygı duyar, çevresine huzur saçar.

Kim böyle bir evlat yetiştirmek istemez ki…

Bu zamana kadar defalarca duyduğunuz bir gerçek, güven duygusu ailede tesis edilir. Evet ama nasıl? Aile dünyayla ilk temasımız, en yakin ilişkileri kurduğumuz, hayatı anlamaya çalışırken -orada yaşadıklarımızı, hislerle, duygularla, anılarla biriktirerek- hep ilk referans noktamızdır.

Genellikle anne, baba ve çocukları kapsar aile kavramı. Çocukların maddi manevi tüm sorumluluklarının alındığı yerdir.  Çocukların yiyeceği, içeceği, giyeceği, gideceği okul, alacağı eğitim, barınacağı sıcak yuva vs. aklınıza gelebilecek tüm ihtiyaçlarının ailede karşılanması beklenir. Çoğu zaman anne babaların özverileri, hele yavrular hastayken had safhadadır. Ancak çocukların sadece maddi ihtiyaçları yoktur. Karnı tok, sırtı pek, altı da temiz yani kendine güvenli bir bakım verildiğini hisseden bir bebeğin, bir de sevgiye ihtiyacı vardır ki bunu bebeklerle yapmak çok kolaydır.  Okul çağıyla birlikte çocuğa sorumluluk verme adına yapılan bir yanlış olarak daha az sevgi ifadesi gösterilir. Ergenlikte ise neredeyse birçok ailede çatışmadan başka bir şey görülmez. Ama çocuklarınızın hala manevi ihtiyaçları vardır; bunlar nereden karşılanacak? Bir insanın en temel ihtiyacı “varoluşuna saygı duyulmasıdır“. Sen varsın, buradasın, duyguların, düşüncelerin, nasıl ifade edeceğini bilemesen de hislerin var ve tüm bunlar benim için çok değerli. Varoluşunuza saygı duyulduğunu hissedeceğiniz yer de tam olarak ailedir.

Aile dışında başka türlüsü elbette mümkün ama kişi, nerede duygularını, düşüncelerini rahat ifade edebiliyorsa; nerede kendi gibi olmaktan utanmıyorsa, kendini oraya ait hisseder. Sizin evinizde doğan, sizin ahlakınızla, kültürünüzle, mayası sizden olan bir çocuğun, kendisini ailenize mi ait hissetmesini beklersiniz yoksa tahmin bile edemeyeceğiniz kişilere, dijital platformlara, oyun, sanal dünya vs.?

Aile ve çocuklarla çalışan bir psikolog olarak, seanslarda sürekli karşılaştığım durum ne bilmek ister misiniz? 

Anne babanın, evlatlarının onları bir düşman gibi gördüğüne inanmış olması ve aynı şekilde çocukların anne babalarının sevgilerinden çok, tavırlarını düşmanca yorumlamaları. Hayır, ne onlar sizin düşmanınız ne siz onların. Sadece işleri kopma noktasına getirmiş ve en büyük sıkıntının iletişim kuramamak olduğunu göremeyen ya da nasıl iletişim kuracağını bilmeyen aileler bu görünen tablo.

“E hocam sen de hep bize yüklendin, bu çocukların hiç mi suçu yok?” Bu veryansınların neden anlamsız olduğunu size şöyle açıklayayım. Evet, elbette çocukların yanlış tavırları var ama gözden kaçırılan bir nokta, çocuklarla anne babaların ilişkileri hiyerarşiktir. Yani çoğunlukta anne babalar verici, çocuk alıcı durumundadır; yanlış bir tavır olması, dürüstçe anne babanın acaba biz nerede yanlış yaptık eleştirisine ve çözüme götürmelidir. Yoksa hakaret, nankörlükle suçlama, nefret kusma çözüm değil, sadece değersizlik duyguları aşılar.

Değersizlik duygusu öyle başa beladır ki hayatı yaşanmaz kılar. Varoluşuna saygı duyulmadığını hissetmek, kendin olmaktan utandırılmak,  bu hayatta kendini sürekli bir sığıntı gibi görmenin sonuçları ya yetersizlik duygusuyla baş edemeyen ve hayatta hep yanlış seçimler yaparak kendini yıpratan  ya da aşırı mükemmeliyetçilikle yetersizlikle duygusunu örtbas etmeye çalışarak kendinden kaçan birine dönüşmektir. Her iki durumda da kişi kendisine dürüst değildir.

Bu hayatı “kendi olmadan” yaşayan insan gerçekten yaşamış mıdır?

Varoluşunuza saygı duyulduğunu hissettiniz mi? Bu coğrafyadakiler için cevabı oldukça zor bir soru. Nefes alındığı sürece ise her şeyin bir çözümü vardır. Sevgini iyileştirici ve dönüştürücü gücünü kullanabildiğimiz zaman çözümün kolaylığı ortaya çıkar.

Şimdilik bu giriş mahiyetindeki yazımıza kendinize sormanızı istediğim bir soruyla ara verelim, devamı gelecek:

“Hayatınız bir an olsaydı, o ne olurdu?”

Günümüz ve Bundan sonraki günlerimiz için iki güzel tarif

Zaman bize şunu net anlattı , sıhhat ve iletişimin ( aile ,çevre, toplum ) ne kadar büyük bir hazine olduğunu ve bu hazinenin kaybının tüm hayatımızı nasıl altüst ettiğini ve bundan sonra da bu değerleri değersizleştirirsek, kelamın ve bahanenin kifayetsiz kalacağını umarım net anlamışızdır.

tavsiye: yakın zamanda ve çok hızlı gelecek olan doğa ve toplum olaylarında en az hasarı iyilik düşünenler ve iyilik yapanlar alacaklardır. dünya 22 aralık ve 27 aralık döngüsüne girdiği zaman uzun bir döngü altı ay a indirgenecektir. bu sebeple bundan karlı çıkacak olanlar sadece iyi düşünen ve iyilik yapanlar olacaktır. zaman sadece hak sahibini haklı çıkarır.
şimdi tariflerimize geçelim;
ilk tarif eşit oranda karıştırılacak andız pekmezi ve çörek otu yağı karışımı
bu karışımın temel amacı vücuda dışarıdan girebilecek her türlü virüs ve bakteriye karşı mükemmel bir savunma sistemi oluşturması , diğer amaç vücutta mevcut olan zararlı virüs ve bakterilerin bir ay gibi bir zamanda yok olup mevcut olan yerlerde iyileşme ve şifanın hasıl olmasıdır.
bu karışımı nasıl yapacağız:
bir tatlı kaşığı andız pekmezi ile bir tatlı kaşığı çörekotunu tahta bir kabın içinde tahta kaşıkla en az on dakika iyi niyet ve şifa üzerine karıştıracağız. sonra sabah aç karna bunu içeceğiz. akşam yatmadan önce de aynı şeyi yapacağız .. bir ay hiç aksatmayacağız….

sonucu buradan yazarsınız……
ip ucu tüm eklem ağrıları , mide ağrıları , bağırsak spazmları, deri lekeleri , ciğerlerdeki buzlanma , tabii ki kovit denen zalimin zulmu son bulur. günümüzde ve sonrasında çıkabilecek her türlü rahatsızlıkta kullanılabilir. 40 yaş üstü bayanlar ada çayı içerek gün içinde bunu zenginleştirebilir. erkekler yeşil çay tarçın karışımı ile bunu taçlandırabilir.

ikinci tarif geceden suya bekletilmiş yaşına bağlı olarak bir diş sarımsak ve nane karışımı ,
bu karışıma gençliğin nefesi ,ihtiyarlığın yeşermesi diyebilirsiniz. sebebi gerçekten kırk gün buna devam edenlerde gençleşme alameti ,gençlerde de bitmek bilmeyen bir enerji ve düşünce gücü meydana getirir. sporcular ,dil öğrenmek isteyenler, kavrama yeteneğini artırmak isteyenler , sağlıklı olmak isteyenler için güzel bir tariftir.
yapımını anlatalım,
doğru programlanmış su ( buzlu çözülmüş su, kaynak suyu , üzerine 7 fatiha okunmuş su, 21 besmele okunmuş su vs. ) … bir bardak bu şekilde ılık suya yetişkinler üç diş sarmısak , üç dal nane (yeşil yoksa bir tutam kuru ) nane geceden koyar. çocuklar için hepsi bir adet olacaktır.. sabahleyin yarısını içer kalanını son yemekten iki saat sonra içer. bunu kırk gün devam eder . hasılı tüm organlar kendi ile beraber gençleşir….

instagram hesabımız : @yedibolgedortiklim takibe alırsanız memnun kalırız.

14 GÜN…

14 GÜNLÜK PROGRAMLA KORONAVİRÜS VE KORONAVİRÜS SONRASI YAPABİLECEĞİMİZ BİR PROGRAM

Her geçen gün sağlığımızın ne kadar değerli olduğunu bildiğimiz bu zamanda ve ısrarla bize verilen bu değeri elimizden çalmaya çalışan aynı zaman……

stress ,mutsuzluk, virüs , doyumsuzluk ,yalnızlık ,zahri ve batini fakirlik ,vs.

sizin için bir program yazmak istedim…. aklen ve bedenen sağlıklı olmanız için…

gece yapılacak hazırlıklar:

siyah bir turp orta boy

üç diş soyulmuş sarmısak

doğal bal 🙂 reklam arası hakkari şemdilli balı ve taşköprü sarımsağı için whatsapp sipariş hattımızdan yada @yedibolgedortiklim instagram hesabımızdan dilerseniz iletişime geçebilirsiniz. …

turp u dolmalık biber soyar gibi içini soyunuz .içine üç diş sarımsak ve dolana kadar bal koyunuz. bu hazırladığınız turp u dik duracak şekilde beyaz bir kaseye koyunuz…..
ikinci hazırlığımız :
100 ml elma sirkesi

yarım limon

bir adet salatalık

20 ml hakiki zeytinyağı

2 gr udi hindi

bir tatlı kaşığı bal

salatalığı ince ince doğrayıp sirkenin içine koyuyoruz üzerine yarım limon suyu ,zeytinyağı , udi hindiyi ve bal koyup cam bir kapta üzeri kapalı şekilde buzdolabına koyuyoruz.

gece hazırlığı devam ediyor…..

21 adet kuru siyah üzüm ve 14a det çiğ badem bir bardak suda bekletiliyor…

sabah oldu. günaydın…..
güne şükür ve hamd ile başlayın….

sonrasında siyah turplu yaptığımız karışımdan ( kasede biriken ballı su ) üç tatlı kaşığı içelim…günde üç defa … aksatmayın. bu öksürüğü keser… ve sebibini tedavi eder…

sabah kahvaltımız artık tarhana çorbası sadece cuma günü mercimek çorbası . sabah kahvaltımızda akşamdan yaptığımız salatalık elma sirkeli karışımı bir kaseye boşaltıyoruz. hem tarhanadan hemde bu yaptığımız karışımdan yiyoruz. 2 adet köy yumurtası bir küçük soğan ve 5 diş sarımsaktan güzel bir omlet yapıyoruz. bunu da yiyoruz. bu kahvaltı damarları temizlediği gibi vücuda kuvvet ve direnç kazandırıyor..

bu kahvaltıdan iki saat sonra bir avuç fındık ve iki tatlı kaşığı bal yada şekerpancarı pekmezi beraber karıştırıp yiyoruz. bu da gün içindeki aktivitelerde dikkatimizi toplamamıza sebeb oluyor…

her suyun enerjisini yükseltmek için 21 besmele ve bir fatiha okunup içilecek… bu sudan günde beş bardak içilecek.

saat 15:00 da kuru üzüm badem karışımı yenilecek suyu içilecek. tükenen enerjimizi arttırıyor. zekamızı geliştiriyor. odaklanma sorunumuzu ortadan kaldırıyor ve vücutta kan dolaşımını düzenliyor…

saat 16:00 da 500 ml suya bir tutam kekik 50 gr. çam yaprağı konulup 4 dakika kaynatılacak.20 dakika demlenilecek. süzülüp içilecek…..bunu ihmal etmeyin……

kadınlar buna bir tutam civanperçemi katabilir.

kesinlikle gevşeme ve kasları germe hareketleri ile beraber nefes egzersizi ihmal edilmeyecek. nefes egzersizlerini blog sayfamızda bulabilirsiniz.

akşam yemeği 18:00 da yenilecek. meyve en geç 19 ile 20:00 da yenilecek. 21:00 dan sonra mide için kapanış saati…. bundan sonraki gıdalar depo da bekletilir. ve çoğu mideye çürümüş yada bozulmuş olarak gider . buda hazımsızlık ,isteksizlik ve baş ağrısı yapar.

her çarşamba sirkeye bir parça kaya tuzu atınız ve üzerine 7 fatiha 7 ayetel kürsi 7 ihlas 7 felak 7 nas okuyunuz ve evin yüksek yerine buzdolabının üstü olabilir koyunuz. üç gün kalsın sonra onu ulu bir ağacın dibine dökünüz. bu evdeki ve üzerinizdeki her türlü olumsuz etki ve enerjiyi alır. evin içinde huzur ve bereket olur.

okuduğunuz için teşekkür ederim….

Şeker Hastalığı tedavisi için iyileştirici terkip

Yüzyılın amansız hastalığı

Bir organın , çalışmamak için ısrarının tüm vücudu nasıl etkisi altına aldığı ve beynin hayatta kalmak için yaptığı mücadele.
bunun hayattaki yansıması toplumun düzelmesi için çaba sarfetmek istemeyen yada umutsuz olanların tepkisizliği karşısında diğer insanların bu durumu düzeltmek için çabaları.
vücut toplumun en düzenli çalışan hali gibidir.
konumuz diabet ve bu konunun uzmanı beyin ve pankreas….

şeker için terkip önerisi….
öncelikle beyni meşgul eden her şeyden uzak durun. beynin hayatın akışı ile ilgili çok fazla şeyler üretmesi kanda bir çok faydalı olan şeylerin çabuk tükenmesine sebeb verir. düşündüğünüz her şey in ötesinde güvenip teslim olacağınız kader i inşa edip yaratan bir rabb kavramını iyi idrak etmek gerekir.

çok düşünme kadınlarda kansızlık ve demir eksikliği, erkeklerde d vitamini ve b 12 eksikliğini hemen hissettirir.

terkibimize geçelim kelam ı uzatmadan….

bu terkibi uygulayacak olan kişi hazır gıda ve hazır un u bu terkip boyunca terk etmeli…

önce şifa için niyet…. niyetsiz olmaz…. ok atmak için alınan her nişanı, hedef e ulaştıran niyettir. hayat doğru hedeflere atılan oklardır.

sabah bir tatlı çörek otu yağına on iki damla d vitamini damlatınız. ağzınızda bir dakika gezdirdikten sonra yutunuz.

ardından şu şifalı bitkileri 1000 ml sıcak suya koyunuz 2 tutam ardıç tohumu 1 tutam adaçayı 1 tutam peryavşan otu….

20 dakika demleyin. süzüp bir termosa koyun üç saat ara ile bir çay fincanı yudum yudum içiniz.

saat 15:00 da bir kahve fincanı kadar suya kabuk tarçın bir tırnak büyüklüğünde olsun. kahve pişirir gibi kaynatın. kahve fincanına koyunuz ve içiniz.

günde iki defa işaret ve orta parmağın ortasındaki boşluğa hafif bastırarak en az 5 dakika mesaj yapınız. el ve ayaklar..
doğru beslenmeye ,doğru nefes e ,doğru düşünceye ve doğru şükre çok dikkat ediniz.

terkibin devamında bir litre sirkenin yüzde 60 ı ceviz yüzde 20 si elma yüzde 20 si alıç sirkesi olacak şekilde karışık bir sirke hazırlayın. bu sirkeyi günde iki defa bir bardak suya bir çorba kaşığı şeklinde içiniz. sabah saat12 :00 ve gece yatmadan bir saat önce.

20:00 dan sonra hiç bir şey yemeyin su dışında bir şey içmeyin.
tavsiye:

büyü nazar ve hasettin bir insan üzerinde çok fazla olması da şeker e sebebiyet verir. bunlardan en çok etkilen organ pankreas ayaklar ve baştır.

sağ elimizi koyup fatiha okuyacağımız yer…

bunun için öneri:
pankreasın üzerine sağ elinizi koyunuz şifa niyeti ile fatiha ı şerif okuyunuz. her fatiha da burundan nefes alınız nefesinizi tutunuz .fatiha yı tane tane okuyunuz nefesinizi burundan verip. bunu kırk defa tekrar ediniz. bu terkibi aksatmadan on gün devam ediniz.
her şey i en iyi bilen rahman a emanetsiniz. şifa üzerinize olsun. yazıyı okuduğunuz için teşekkür ederim.

instagram: @yedibolgedortiklim bizi takip edebilirsiniz.
@7bolge4iklim

Efnan bitkisel toz karışım

dav

her bitki şifa verir mi ?

bitkilerin uyumu neye benzer?

bitkileri nasıl kullanmalıyız?

her hastalık için bir bitki var mıdır ?

biyolojik saatimizle bitkilerin nasıl bir uyumu vardır?

kan grubumuz ile bitkiler arasında nasıl bir ilişki vardır ?

şifalı bitkilerin şifa yönü ne zaman açığa çıkar?

Peki Efnan bitkisel karışım nedir neye yarar ?

Her bitkinin özel bir frekansı ve kendine ait bir dizilimi vardır . aynı karbon atomunun farklı dizilimleri gibi. bir bölge hasta olduğu zaman o dizilim ve frekansa ait orantısal bir bitkisel karışım yada o frekensı cezbedecek düşünce ve nefes tekniği yada soğuk ve sıcak ardışık banyoları yahut aynı frekansı oluşturacak taşlar ve madenlerin dizilimi şifaya sırlı bir yolculuk açar.

yaratıcımızın meth eylediği o kutlu nebinin dediği gibi. (sallalahu aleyhi vesselem , o nunla ilgili her saygı kelamı ve anma bir şifadır. en yüksek frekanslardan biri gül ve salavattır. ) ” ihtiyarlık ve ölüm dışında her hastalığın şifası muhakkak vardır. ” sadece bu hadisi düşünüp çokça araştırma yapmak ve umutsuz olmamak gerekir.

Her bitki şifa vermez ; ancak doğru terkibe ve doğru kullanıma girince şifa verir. misal buğday olmuş haliyle buğdayı kullanırsanız A kan grubu kişilerde ve 0 kan grubunda iki etmenli değişim yapabilirinde birinde ciltte kızarma ve kaşıntı ve diğerinde bağırsaklar düzensizlik ve huzursuzluk olarak etki eder. peki buğdayı 20 günlük çimlendirip suyunu sıkıp sabah aç karna içersek akşamda çörek otu ile beraber kullansak ne olur. A grubunda cilt ve karaciğer i tedavi eder. 0 grubunda bağırsak florası ve beyni tedavi eder.
Bitkilerin uyumu bal a benzer .Arının binlerce çiçek poleni ve tozunu ,uygun ortam ve sıcaklıkla mükemmel harmanlanması ile ortaya çıkan bal . tüm insanlık için mükemmel bir şifa kaynağıdır. tüm çiçekler kendi özelliklerinden sadece şifalı kısmını bal a aktarmıştır. bu uyum ve oran altın orandır. şifalı bitki terkipçileri de bunu taklit ederler. bir misal vermek gerekirse huş ağacı tomurcuğu ve çam iğne yaprakları doğru bir uyumla karıştırılsalar beyin aktivitesini arttırır. zihni berrak yapar ve beyin ile ilgili hastalıklara deva olur. ölçü vermek gerekirse 5 ölçü çam ağacı yaprağı 2 ölçü huş ağacı tomurcuğu. bunların yerini değiştirsek beyne değil ayaklar ve ayak damarları için bir şifa sebebi olurlar. tabii bu terkip i yaparken nasıl kullanılacağını da bilmek önemlidir.

bitkileri hastalık halinde yada direncimizi yükseltmek; vucut uyumunu muhafaza etmek için kullanabiliriz. bitkilerin yapraklarını ,köklerini ,tomurcuklarını ,yağlarını kullanabiliriz. bu kullanım muhakkak bir danışman yada doktor nezaretinde olmalı. ve önemli konu bitkiyi çok oranda katmamalı , 10 gün yada 21 günlük periyotlarda kullanmalı tam şifa için en çok üç aylık periyotlarda kullanmalı. kusma ,mide bulantısı ,baş dönmesi göz kararması şeklinde bir şey ile karşılaşınca hemen bırakmalı . üç gün bol bol su içmeli…

her türlü konuda danışmak için whatsapp 05523424300 Alışveriş için www.yedibolgedortiklim.com


UD İ HİNDİ VE UD İ HİNDİ YAĞININ KULLANIMI…

TIBBÜL NEBEVİYE AÇILAN YOLCULUK, BİLİNMEYEN ŞİFANIN BİLİNMESİ İÇİN İLK ADIM..

1çay kaşığı Udi-Hindi tozunu 1 bardak kaynamış suyla karıştırıp içilebilecek duruma gelinceye kadar bekletin. Sonra 1 çay kaşığı bal ilave edip yemekten yarım saat önce için. Bunu günde iki defa, sabah-akşam yapın. Bu karışım, tüm iltihabi hastalıkları yalnız başına ortadan kaldırabilecek bir güce sahiptir. Bu karışımın faydasını görmek için en az bir ay içmek gerekir. Kanı sulandırır, damarları elastikleştirir, tansiyonu normalleştirir. Beyin-kan dolaşımını iyileştirir, dikkati ve hafızayı güçlendirir, guatr düğümlerini eritir, faranjiti ortadan kaldırır, anjini kısa sürede iyileştirir, pankreas bezi hastalığının (pankreatit) tedavisinde benzersiz bir şifa kaynağıdır. Yalnız şekerin tedavisi sırasında balın dozunu azaltmak gerekir. Kroniki gastrit ve kolite karşı faydaldır, romatizma ve romatizmal poliartrite karşı mükemmeldir.

Kas ağrılarının tamamına karşı faydalıdır, safra söktürücüdür, safra ve böbrek taşlarını eritir, bağırsak kıvrımları arasındaki taşları eritir, sistit ve böbrek itihabına karşı faydaldır, bağışıklık sistemini güçlendirir, yıllarca sıkıntı çekilen alerjiyi ortadan kaldırır, kronik bronşit, astım, bronşit ve verem hastaları için şifa kaynağıdır. Damarları temizlediğinden ve kanı sulandırdığından kalp kan-damar sistemi için şifalıdır.

Peygamberimiz (s.), “tedavilerin en iyisi hacamat ve udi-hindi ile yapılandır” buyurmuştur.dikkat ederseniz bu hadis bir kurtarıcı gibi imdadımıza yetişiyor. Nerede endüstriyel tıbbın aciz kaldığı bir konu görsek tıbbıl nebevi bize yeni bir kapı açar. 

Bir kaşık bal, içinde 3-5 gram propolis, 3-5 gr ud-i hindi karışımı en güzel antibiyotiktir.

Bir kg bal içine 250 gr udi hindi tozu koyarsak ve iyice karıştırsak kalbinde delik olan çocukların kalp deliğini altı ayda kapatır. 

500 gram balın içine 200 gram çörek otu 200 gram ud i hindi 5 gram biberiye yağı 10 gram tane karabiber koyup güzel bir karışım yapsak. Bu karışım çocuk ve ergenlerdeki tüm bilinen görünen ve görünmeyen hastalıklarına şifadır. 3 ay devam etmek şartıyla…. 

Ud-i Hindi ve ud i hindi yağı  Faydaları:

* Boğaz ağrısına iyi gelir,

* Bademcik iltihabına çok faydalıdır,

* Akciğer rahatsızlıkları için yararlıdır,

* İdrar tutukluğuna iyi gelir,

* balgam söktürücü olarak etkilidir,

* gut hastalığı,

* karaciğer ve safra kesesi ağrıları,

* kansızlık,

* karaciğer temizleyici,

* kaşıntı ve egzama,

* sarılık,

* gastrit,

* zorlukla işeme ve kan işeme,

* dalak hastalıkları,

* küçük çocuklarda solucan ve şerit,

* bronşit ve öksürük için de faydalıdır.

* Merkezi sinir sistemini sakinleştirici etkisi vardır.

* Mikropları öldürücü etkisi de vardır.”

Şeker hastalığı için bir deneme :

200 gram andız pekmezi 100 gram udi hindi 50 gram çörekotu yağı 25 gram Propolis 25 gram kestane balı, 25 gram ısırgan tohumu. Bu karışım sabah ikindi ve akşam aç karna yenir. 6 ay devam edilir. Şifa haktan umulur ki bu karışım sebeb olur. 

Deneyip WhatsApp 0 552 3424300 hattımıza mesaj atarsanız memnun oluruz

Udi hindi yağının kullanım usulleri 

Ezber yeteneğini geliştirmek için biberiye yağı limon yağı ve udi hindi yağı karıştırılır ya sıcak suya damlatılır buharı çekilir yada burna çok az damlatılır. 

Vucudun çalışma mekanizmasını gençleştirmek için 1 birim acı kavun yağı 3 birim biberiye yağı karıştırılır. Omiriliğin tümüne sürülür. Üzerine strej film kapatılır. Geceden sabah A kadar bekletilir. Sabah ılık su ile yıkanılır. İlk bir hafta her gün. Sonra ayda iki defa yapılır. 

Tüm ödemler vucut kırgınlığı ve bağışıklık güçlendirmek için bir bardan suya 10 damla d vitamini 15 damla udi hindi yağı damlatılarak içilir. 

Sara ve diğer beyinsel rahatsızlık için 3 damla biberiye 12 damla udi hindi yağı ılık suya damlatılır. Üzerine yarım limon sıkılıp içilir. 

Bunlar Sufi tıbbı dan nasihatler ve tecrübelerdir.

Sizde bilgi birikim ve tecrübelerinizi bizimle paylaşabilirsiniz. 

info@yedibolgedortiklim.com 

Bu yazıyı okuduğunuz için teşekkür ederiz. Umarım faydalı olmuştur… 


			

Başlangıcın karanlık yüzü yalan…

Bu yazımızı hayatının her anını öğrenme ve öğretmeye adamış, derdi gelecek nesli kurtarmak olan idealist öğretmen Sabriye Pekşen yazmıştır. Kendisine buradan teşekkür eder minnettarlığımı sunarım.

BEBEKLERİ KANDIRMAK
Özellikle “Çocukları Kandırmak” diye bir başlık yazmadım. Zira daha bebekken çocukları kandırmaya başlıyoruz ve anlamıyorlar zannediyoruz. Biz anne babaların en büyük yanılgısı sanırım bu; “Anlamıyorlar zannetmek”! Halbuki çocuklar daha anne karnındayken bile etrafla ilgilenip öğrenmeye başlıyor. Doğduğu andan itibaren her şeyi çok büyük bir hızla öğreniyorlar. Yemeyi öğreniyor, gülmeyi ve güldürmeyi, ağlayarak istediğini yaptırmayı.. Düşünsenize doğduktan yaklaşık bir yıl sonra yürümeyi öğreniyorlar. Ama biz onları saf zannediyor ve gerektiğinde kandırmakta sakınca görmüyoruz.
İşte o anda çocuklara yalan söylemeyi öğretiyoruz ve farkında bile değiliz. Annenin bir işi var, diyelim akşama doğru gelecek. Çocuğu bırakırken ne der; “ Şimdi geleceğim.”, “Doktora gidiyorum bana iğne vuracak. Gelirsen sana da iğne vurur.” İşte biz çocuğumuzun ardımızdan ağlamasına kıyamayarak; ona öğretiyoruz ki “Sen de böyle yalanlar söyleyebilirsin. Bir mahsuru yok.” Çocuk kanmıyor çünkü. Bize inanmıyor ve yalan söylediğimizi biliyor.
Sonra yetişkinlerin dünyasında bakıyoruz. İnsanlar birbirlerine açık açık yalan söylüyor. Satıcı ürününü satabilmek için yalan söylüyor, çalışan iş yerine geç kalmasını açıklamak için yalan söylüyor. İşini gerektiği gibi yapmayan işçi, kusurunu örtmek için yalan söylüyor, geç kalan servis sürücüsü trafiğe takıldık diye yalan söylüyor..
“Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddık (doğru sözlü) diye yazılır. Yalancılık kötüye götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzâb (çok yalancı) diye yazılır.” Hadis | (Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103, 104)

Sabriye Pekşen öğrenen öğretici

https://sabriyepeksen.com/